Arif Sağ Suçlu Mu?
Ergin Doğru
16 Şubat 2010
Halkın sanatçısı olmak zor bir sorumluluktur. Sanatçıların birçoğunun kendilerini böyle ifade etmesi bir yana, pratikte buna layık olmak, gereklerini yerine getirmek kolay değildir. İşin en önemli tarafı da sanatçının kendisini böyle tanımlaması değil, halkın tam olarak onları nasıl kabul ettiğidir. Arif Sağ bir röportajında kendisini bu tarzda ifade ettiği için konuya böyle bir giriş yaptım.
Genel olarak değerlendirdiğimizde kabul etmek gerekiyor ki Arif Sağ, sevilen bir sanatçıdır. Müziği ile halkın beğenisini kazansa da, yaşamı ve duruşuna baktığımızda, buna ne kadar layık olduğu ise soru işaretleri ile doludur. Son yapılan Alevisiz “Alevi Kurultayı”ndaki söylem ve çıkışlarıyla bu soru işaretlerini daha da arttırmıştır. Alevi kamuoyu tarafından büyük eleştiriler alan Arif Sağ'a haksızlık mı yapılıyor sorusu akla gelebilir; ama Arif Sağ'ın yaşamına baktığınızda bu eleştirilerin az bile olduğu söylenebilir. Buradaki problem ise Arif Sağ gibi kendini bir yerlere koyan sanatçıların gerçekliğinin ancak yaşanan olumsuzluklar sırasında gündeme gelmesidir. Hâlbuki halkın sanatçısı halka açıktır, dolayısıyla halk sanatçıları eleştirilebilmelidir. Toplumdaki genel alışkanlık ise önce çok abartmak, buna layık olmadığını gördüğünde ise hayal kırıklığına uğramaktır.
Arif Sağ'ın sanatı hakkında yorum yapmak gibi bir niyetimiz yok; ama duruşu eleştirilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Sondan başladığımızda “halkın sanatçısı “ olmakla övünen bir sanatçı, halkın temsilcisi olan kurumların büyük çoğunluğunun protesto ettiği ve katılmadığı bir çalıştaya, asimilasyoncu güçlerle kol kola katılmakta sakınca görmüyor. Buraya katılıp, dâhiyane çözüm önerileri ile ne kadar halkla beraber olduğunu bir kez daha ispat ediyor!
Arif Sağ, çalıştayı protesto eden BDP Dersim milletvekili Şerafettin Halis'i ise kameralar önünde, “o Alevi bile değil” diyerek eleştiriye ne kadar açık olduğunu gösteriyor. Öncelikle sayın Halis'in Alevi olup olmadığının karar mercii herhalde sayın Arif Sağ değildir. Kaldı ki Sayın Halis’in çalıştaya katılanların büyük çoğunluğundan daha fazla Alevi olduğu da bilinen bir gerçektir. AKP’lilere şirin gözükmek için Dersim milletvekili için söylenen bu söz, tahammülsüzlük kadar yaranma psikolojisi ve suçluluk psikolojisinin de bir tezahürüdür.
Arif Sağ, siyasal yaşamında hep zikzaklar içerisinde olmuştur. “Herkes kaçarken ben HEP’teydim” diyor bir röportajında; ama sonrasında niçin ilk terk edenin kendisi olduğunu açıklamıyor. Sonraki siyasi yaşamında eleştirdiği CHP’den niçin kopamadığını ise hiçbir zaman izah edemiyor.
Arif Sağ ile ilgili yaşadığım bir olay ise Arif Sağ’ı çok iyi anlatıyor. Sivas katliamından kurtulan Arif Sağ, katıldığı her toplantı ve etkinlikte “Sivas’ta diri diri yakılmak istendiklerini, defalarca devlet yetkililerine ulaşmaya çalışsalar da çabalarından sonuç alamadıklarından bahsediyordu. Yine katliam süresince o dönemki partisi SHP yetkililerinin ve hükümette bakan olan arkadaşlarının da kendilerine sahip çıkmadığından bahsediyordu. Alevilerin, demokrat ve ilericilerin bu partiden ayrılması gerektiğini ve SHP‘nin Sivas katliamında devlet kadar payı olduğunu” söylüyordu.
Arif Sağ'ın bu duruşu bende sempati yaratmıştı, belki de duygusal bir süreçti; ama söylediklerinin ve gerçeği görmüş olmasının da bu sempatide payı vardı. Aradan zaman geçti ve seçim sürecine girildi. O dönem SHP adaylarını ön seçimle belirliyordu. SHP‘nin aday adaylarından biri de Arif Sağ’dı. Bunu duyduğumda şaşırmıştım. Dün SHP‘yi yerden yere vuran, herkesi bu partiden ayrılmaya çağıran Arif Sağ şimdi bu partiden aday oluyordu. Seçim çalışmaları sırasında Arif Sağ’ın mahallemizde bulunan bir kahvehaneye adaylık çalışması için geleceğini öğrenince soluğu o kahvede aldık. Arif Sağ sözü alıp niçin aday olduğunu uzun uzun anlattı. Söz sırası dinleyenlere geldiğinde söz hakkı alarak “Arif Bey, daha dün bu partiyi terk edin diyordunuz, bu partinin katliam ortağı olduğunu belirtmiştiniz. Aradan bu kadar kısa süre geçmesine rağmen ne değişti, SHP mi yoksa siz mi? Dün söyledikleriniz mi yalandı, yoksa bugün söyledikleriniz mi gerçek değil?” Daha sözümü bitirmeden önce Arif Sağ, sonra da salonda bulunan yandaşları provokatör diyerek saldırmaya ve beni dövmeye kalkmışlardı. Bu olayla Arif Sağ’ın siyasete ne kadar omurgasız ve pragmatist yaklaştığını anlamıştım.
Sonraki süreçlerde de takip ettiğim Arif Sağ değişmedi, ne zaman adaylıklar söz konusu olsa öne çıktı. Ne kadar yapıp yapamayacağına ya da siyaset yaptığı CHP’nin o çok övündüğü halkını temsil edip etmediğini düşünmedi bile. Bir yönüyle halkın ona olan sevgisini siyasete kanalize ederek bir nevi “Alevi rantını” yiyordu. Maalesef bugün de değişen bir şey yok. Arif Sağ Aleviliği bir rant aracı olarak görmekten vazgeçmedi. Devletin şefkatli kollarını görünce çalıştayı organize eden AKP‘nin “gerici, şeriatçı” bir parti olduğunu hemen unuttu. Faruk Çelik'le samimi pozlar vererek “aslında önemli olanın kendi mevkisi olduğunu herkese gösteriyordu.” Gerçi bazı muhalif sanatçılarımızın çokça eleştirdikleri iktidar ya da devletten ufak bir davet aldıklarında gevşeyerek güzellemeler yapma alışkanlığı hep dikkatimi çekmiştir. Bu isimleri buralara taşıyanın kendimiz olduğu gerçekliği ile yüzleştiğimde ise söyleyecek söz kalmıyormuş gibi geliyor.
Son çıkışları ile oldukça tartışılan Arif Sağ, aslında olduğu gibi davranıyor. Sorun Arif Sağ’da mı, yoksa onu oraya taşıyarak kendisini “halkın sanatçısı” olarak görmesine sebep olan sevgiyi gösteren bizde mi? Bence bu konuyu iyi düşünmek lazım; yoksa her dönem karşılaştığımız Arif Sağ’lar bitmeyecek, sevgimizi ranta çevirerek yaşamaya devam edecekler.






