Kürt sorunu oyuncak değildir
Yüksel Genç
11 Mart 2010
CHP'nin dürüstlük timsali olarak sunduğu, ne dese kefil olduğunu beyan ettiği Kemal Kılıçdaroğlu öyle bir laf etti ki partisi karıştı. Çünkü Batman'da ettiği laf partisinin kefalet sırlarını oldukça zorladı.
Batman'da ne dedi Kılıçdaroğlu?
Dedi ki; ''Toplumsal barışın bir parçası olacaksa genel affa 'evet' deriz!''
Şaşırdınız değil mi? Savaşı besleyen statükocu - milliyetçi politikaları ve Kürt inkarın da etkisi olan bir partiye mensup birileri barıştan bahsediyor, hatta olası barış için öneride bulunuyor.
Bu sözlere merak etmeyin sadece siz değil, partisindekiler de şaşırdı.
Kabul, Bölge'ye gelen politikacının dili değişiyor, efsunlanıyor mu ne, hepsi de çözüme dair bir laf etme ihtiyacı duyuyor. Bu efsundan CHP'nin statükocu aslanı Deniz Baykal'ın bile etkilendiği hatırlanırsa Kılıçdaroğlu daha kolay anlaşılır.
Ne demişti milliyetçilikte Devlet Bahçeli'yle aşık atan Baykal; 'Etnik kimlik şereftir!' Nerede demişti bunu? Önce Urfa da sonra da Diyarbakır'da.
Demek ki şu Bölge'ye gelene bir haller oluyor. Ama sonra bu politikacılar Ankara yoluna girdi mi söylenenler unutuluyor.
Bu vesileyle önerimdir; Bu ülkede politika yapan partiler ve yöneticiler ya merkezlerini Bölge'ye taşısınlar ya da söylemlerini unutmayacakları aralıklarla (örneğin mendil kuruyana kadar) Bölge'ye gelip gitsinler.
Gelip gitsinler de Öymen'in Dersim önerisini yutan ve her daim Baykal'ı gölge gibi kollayan Kılıçdaroğlu'nun durumu şimdilerde vahim. Sözlerini duyan partili arkadaşları ona pek kızgın. CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü Meclis'e gelecek olası bir af tasarısına red vereceklerini söylerken, Kılıçdaroğlu'nu eleştiren Baykal, ''Sözleri yanlış. Gündeme getirmek doğru değil. Af ancak terör bitince olabilir'' dedi.
CHP'deki karmaşa süredursun diğer partiler de sözünü sakınmadı. MHP lideri Bahçeli 'Bu bir PKK talebidir, AB dayatmasıdır. CHP duruşunu netleştirmelidir' çağrısında bulunurken, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 'Genel af gibi Öcalan'ı İmralı'dan kurtaracak hiç bir projenin içinde olmadık' deyiverdi.
Yani Kılıçdaroğlu, CHP'yi, MHP'yi ve AKP'yi buluşturmayı başardı. Buluşulan zemin ise bir çözümsüzlük zemini. Ama Türkiye'deki mevcut siyasi partiler başka bir zeminde de politika yapmayı bilmiyorlar.
En kanlı bıçaklı olanları bile Kürt sorununda olası herhangi bir çözüm niyeti karşısında bile canciğer kuzu sarmasıdır. O nedenle ne farklı olduğu iddiasını pazarlayan AKP'nin bir çözüm vizyonu bulunmaktadır, ne de CHP ve MHP'nin...
Şimdi kimi liberal dostlar kızacaklar: Siz nasıl AKP'yi, CHP ve MHP ile aynı kulvarda gösterirsiniz, diye. Ama bize gerek kalmadan onlar hangi kulvarda buluşabildiklerini sık sık gösteriyorlar zaten.
Hani AKP çözüm istiyordu? Hani AKP Demokratik Türkiye'den yanaydı? Hani Demokratik Türkiye için Türkiye'nin tabu haline gelmiş sorunlarına cesaretle dokunuyordu?..
Palavra bunlar palavra...
Hatta şu manzara AKP'nin çözüm önünde nasılda engel olabileceğini, Kürt sorununda çözümü eğer CHP ya da başka bir parti savunursa nasıl da takoz oluşturacağının en açık kanıtı.
İnanmayan denesin! Hatta buradan CHP'ye öneriyorum; Kürt sorununda çözüm ve barış söylemini en çok sen kullan, bu konuda cesur ol, gör bakalım AKP'ye yamanan 'demokrasi' maskesi nasılda düşecek.. Hatta senin olası çözüm açıklamalarına en çok tepkiyi örgütlemek isteyecek olan parti AKP olacağı için, AKP'ye kaptırdığın kimi liberal aydınların sana dönecekler...
İnanmayan denesin...
Üstelik bu kıyamet koparılan meselede Kürtlerin ne dediği, hatta PKK'nin ne dediği dahi bilinmiyor. Fikri bile korkutmaya yetiyor bu politikacı milletini...
Yazık...
Ama çözüm, elbette birbirinin maskesini düşürmek üzere kullanılacak bir Kürt sorunu algısı değil. Nitekim böylesi bir yaklaşım etnik kimlik sorunlarının politika sahasında kullanımına ilişkin en alçakça tutumu içerir.
Doğrudur, Kürt meselesine yaklaşım bir tür turnusoldur. Kimin demokrasiden, barıştan, özgürlüklerden, adaletten yana olduğunun turnusoludur. Ancak asla ve asla bir oyuncak değildir, oynanacak bir araç değildir.
Kürt sorunu son 200 yıla damgasını vurmuş, onlarca isyana konu olmuş, son 30 yılda da 60 bin insanın canına mal olmuş oldukça ciddi bir sorundur. Doğal olarak da ciddi çözümler ve politikalar gerektirir. Aksi yakar.
Herkes ettiği lafa da, yürüttüğü politikaya da bu sorumlulukla yaklaşım sergilemelidir.






