Anti-terör kanunları ve TMK mağduru çocuklar
Deniz Özgür
13 Mart 2010
Terörle Mücadele Kanununda yapılacak olan değişiklikler son günlerde gündemdeki yerini tekrardan almış durumda. Adalet bakanı Sadullah Ergin bu gündemle Mecliste grubu bulunan partileri dolaştı, görüş ve önerileri aldı. Yakın zamanda bu konu genel kurulda görüşülerek tartışılacaktır. Muhtemelen bahsi geçen değişiklikler yapılacaktır ve bu da demokratikleşmenin 'dur durak bilmeden' devam ettiği şeklinde yansıtılacaktır. Oysa daha yakından bakıldığı zaman şimdi değişiklik olarak gündeme konulan maddelerin AKP tarafından yasalaştırıldığı görülecektir. Yani AKP kendi yaptığını bugün değiştirerek, demokratik kamuoyunu açılım yaptığına inandırmaya çalışmaktadır.
Anti-terör kanunları ve demokratikleşmeye dair bazı önemli konulara dikkat çekmek gerekir. 1991 yılında çıkarılan ve günümüzde de halen yürürlükte olan bu kanun Türkiye'nin demokratikleşmesi önünde en büyük engeldir. Anti-terör yasaları toplumun her kesimini (basın yayın alanını, siyasetçisini, çocuğunu, yaşlısını, gencini...) illegalize ederek düşünceyi ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı gibi ve daha birçok alana kısıtlama getirmektedir. Tabii ki çocukların bu durumdan kat be kat etkilendiği ayrı bir gerçektir. Kendi yaşından iki kat fazla ceza alan çocukların durumu tabii ki tartışmayı gerekli kılar. Ancak çocuklarla ilgili olan bu konunun kaynağına inmek ve soruna yol açan nedenleri iyi görmek gerekir. Aksi halde 'bu yasanın tüm uygulamaları normaldir de sadece çocukların bu kapsama alınması sorun oluyor' gibi bir algı açığa çıkabilir. Ya da bu şekilde lanse edilebilir (ki edilmektedir).
Anti-terör yasalarıyla yıllardan beri uygulananlar bilinmektedir. Günümüzde de uygulamalar hız kesmeden sürmektedir. Bugün cezaevleri kapasitelerinin üstünde bir yoğunluğa ulaştı. Bu yasalar her türden keyfi tutuklama ve hükme olanak tanıyor. Hal böyle olunca çocuklarda yaşlarından büyük cezalara çarptırılabiliyorlar. Halbuki ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler Türk Ceza Kanununda 'Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz' şeklinde yer alan hükümle açıkça belirtilmektedir. Yani yasada çocukların 12 yaşından önce gözaltına bile alınamayacağı belirtilmesine rağmen, Kürt çocukları ve gençleri 20 yıla varan cezalara çarptırılmaktadır. Buradan da anlaşılacağı gibi anti-terör yasaları hiçbir hukuk sistemine uymamaktadır. Bu yasalarla Türkiye devleti kendi hukukunu dahi çiğnemektedir.
Bahsettiğimiz üzere bu yasalar ve uygulama biçimlerinden toplumun tüm kesimleri oldukça fazla etkilenmektedir. En fazla etkilenen kesimlerden bir diğeri ise gençlerdir. Özellikle de demokrat, yurtsever gençlerdir. Gerek üniversite ve liselerde okuyan gerekse de işçi, köylü, demokrat yurtsever gençler, özellikle Kürt gençleri yığınla cezaevlerine doluşturulmaktadır. Mevcut durumu itibariyle cezaevlerinde tutuklu bulunanların yüzde 70'e yakını gençlerden ve çocuklardan oluşmaktadır dersek hiç abartı olmayacaktır. Bunu yapan ise anti-terör yasalarıdır.
Toplumun en canlı, dinamik kesimlerini cezaevlerine yollayan, düşünce ifade özgürlüğünü kısıtlayan, fikir yayma örgütlenme önünde engel çıkaran, bu yasalar değiştirilmedikçe Türkiye'de demokratikleştirme adına hiçbir şeyden bahsedilemez. Eğer AKP hükümeti demokratik açılım konusunda samimi ise öncelikle bu yasaları kaldırmalıdır. Türkiye'de demokratikleşme yolunda (eğer öyle bir yol varsa) atılması gereken ilk adım bu olmalıdır.






