Devlet bu, öldürür de güldürür de!
Ayhan Bilgen
14 Mart 2010
Demokrasi, hesap verme ve hesap sorma üzerine kurulu bir yönetim biçimidir. Hesap sormayı bilmeyenler, nasıl özgür ve onurlu yaşamı hak etmiş olmazlarsa, hesap vermeye niyeti olmayanlar da demokrasi iddialarında inandırıcı olamazlar.
Üç köyde meydana gelen bir depremde ölülerini beş günde sayamayan bir devletin neyini, nasıl tartışmak gerektiğini yeniden düşünmeliyiz. NATO'nun en güçlü ordusunun kabzımal kamyonunda bomba taşımasını bu nedenle devletin güldürme görevi kapsamında ele alabilirsiniz.
Askeri güldürür de yargısı güldürmez mi? Jandarma ile çalışan sivil istihbarat elemanlarının listesi dosya eki olarak basında yayınlanıyor. Bu komedide tabii ki siyasetçi de üzerine düşen rolü oynayacak. Gizli tanıklarla yaptığı görüşmelerin fotoğraflarını çekip basınla paylaşan bir güvenlik gücünün her zaman ve her yerde hazır ve nazır olacağının farkına varmayan bir muhalefet komikliği.
IMF ile ilişkiler ekonomi yönetimimizin komedisi. Bir yanda 'ihtiyacımız kalmadı' açıklamaları, öbür yanda görüşmeleri tümden koparmamak için takla atma çabaları. Görüşmelerin neden kesildiğine dair yapılan açıklamaların hiçbiri diğeri ile örtüşmüyor. Bu dururumda biz sıradan insanlar gerçeği öğrenme hakkımızı hiçbir zaman kullanamayacağız. IMF heyeti için malum olan bilginin Türkiye toplumu için devlet sırrı niteliği taşıması komedi değilse nedir?
Şimdi sadece bir haftaya sığan bu kadar komik fotoğraf karesinin üzerine hangi ciddi konuyu oturtacaksınız. Artık İçişleri Bakanı muhatabını bulamadığı için Başbakan'ın açılımı sanatçılarla görüşmesini yadırgamayacaksınız. Okul önlerinde üst geçit yapılmamasının ortaya çıkarttığı kayıplar ya da deprem hazırlıklarını yapamayan belediyelerin, muhalefeti sorumlu tutan açıklamalarını abes karşılamayacaksınız.
Ermeni sorununda bizi rahatsız eden adımlar atan ülkelerden tek tek elçilerimizin çağırılmasını da, dış politika komedisi olarak izlemeyi ihmal etmeyin. Eğer tepki ise söz konusu olan, neden onların büyük elçisini çağırıp sınır dışı etmiyoruz da kendi büyükelçimizi geri çağırıyoruz? Ben anlayabilmiş değilim. Kaldı ki yasama organlarında farklı siyasal dengelerin söz konusu olabildiğini dikkate almaksızın doğrudan yürütme organlarını hedef alan reflekslerimizi acaba karşımızda ki ülkeler nasıl okuyorlar? Bizim bir yandan en üst düzeyden, 'yaşanan gelişmeleri önemsemiyoruz, dikkate bile alınmaya değer görmüyoruz' açıklamaları yaparken, diğer yandan elçilerimizi geri çekmemizi onlar hangi ruh hali ile takip ediyorlar acaba?
İşte tüm bu nedenlerden dolayı Türkiye'de ki kriz sistem krizidir. Sadece yargının, siyasetçilerin ya da askerin beceri ya da becerisizlik tartışması bağlamında konuyu ele almak bizi yanıltır. Bunun için yargı reformu yerine top yekin sistem değişikliğini tartışmalıyız. Bu yüzden iktidar koltuğunda oturanların değişmesine değil, iktidar etmenin kurallarının değişmesine odaklanmalıyız.






