Erdoğan'dan Romanlara kardeşlik mesajı
14 Mart 2010
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bizim ülkemiz, bizim topraklarımız, bizim medeniyetimiz, kaynağını ve ilhamını sevgiden alır, hoşgörüden alır. Bu topraklarda hoş görülmeyen yegane şey, hoşgörüsüzlüktür'' dedi.
Erdoğan, Abdi İpekçi Spor Salonu'nda yapılan ''Roman Buluşması''ndaki konuşmasına, ''Sevgili Roman kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, can yoldaşlarım, hepinizi gönülden muhabbetle selamlıyorum. Türkiye'nin dört bir yanından Eskişehir'den, Kırklareli'den, Tekirdağ'dan, Edirne'den, Düzce'den, İzmir'den, Sakarya'dan, Kocaeli'den, Bursa'dan, Adana'dan, Çankırı'dan, Kilis'ten, Ankara'dan, diğer tüm illerimizden, İstanbul'umuzun değişik semtlerinden hoş geldiniz, sefalar getirdiniz'' diyerek başladı.
Salondakilere, coşkularının, neşelerinin, heyecanlarının, en çok da özgürlüklerinin, müziklerinin, eğlencelerinin daim, yollarının ve bahtlarının her daim açık olması dileğinde bulunan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
''Ben, Kasımpaşa Kulaksız'da, siz değerli kardeşlerimin içinde doğdum. Orada biz beraber büyüdük. O günden bilirim, kimileri sizlere 'Şopar' der, kimileri, 'Elekçi' der, kimileri 'Abdal' der, kimileri 'Martip' der, 'Bala' der, 'Paşa' derler, 'Gurbet' derler, 'Aşık' derler, 'Cano' derler, 'zanaatkar' derler, sizlere 'Çigan' da derler, 'Çipsi' de derler, kimileri 'Cingan' der, kimileri 'Çingene' der. Her ne derlerse desinler, hangi ismi hangi sıfatı kullanırlarsa kullansınlar, sizler Rom'sunuz, yani insansınız, yani cansınız. Sizler benim Roman kardeşlerimsiniz. Her birinizi tek tek selamlıyor, bağrıma basıyor, muhabbetle kucaklıyorum.
Değil mi ki hepimiz can taşıyoruz, değil mi ki hepimiz bu can kafesinde ruh taşıyoruz, sıfatlar ne olursa olsun, isimlerimiz her ne olursa olsun, renklerimiz, dinlerimiz, inançlarımız her ne olursa olsun, bizler hep birlikte, yaratılmışların, mahlukatın en şereflisiyiz. İşte onun için Yunus'un söylediği gibi; yaratılanı yaratandan ötürü seviyoruz. Her can, yaratanın bir mucizesidir, kim ki canlara kıyar, kim ki gönüller kırar, iki cihanda da yeri yoktur. Mevlana'nın şu dizelerin her fırsatta ifada ediyorum. Diyor ki Mevlana; 'Her gün bir yerden göçmek, ne iyi/Her gün bir yere konmak ne güzel/ Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Bu ülkenin Romanlar'ı, Mevlana'nın da buyurduğu gibi bin yıllardır bulanmadan, donmadan akıyorlar. İşte onun için ben de sizin gibi söylüyorum, samimiyetle söylüyorum, bütün kalbimle söylüyorum, gönül diliyle söylüyorum; 'kırmızıyı severler', biliyorum, 'pembeyi severler, birbirini överler, Romanlar böyledirler, çalgısız yaşayamaz ölürler. İlle de Roman olsun, ister taştan, çamurdan olsun, o da Allah kuludur, her kim olursa olsun'.''
-''DERTLERİNİZİN, SORUNLARINIZIN FARKINDAYIZ''-
Başbakan Erdoğan, bu dünyada baharın ne olduğunu ''en iyi'' Romanlar'ın bildiğini dile getirerek, ''Toprağın ısındığını, suyun coştuğunu, havaya cemrenin düştüğünü en önce ve en yakından sizler hissedersiniz. Ülkemin köşesinde çiğdemler toprağı yarıp gökyüzüne selam verirken, menekşeler buram buram kokusunu salarken, güller, laleler kırları, bayırları bezerken sizler de şarkılarınızda, danslarınızda, çalgılarınızda bu topraklara baharı müjdeliyorsunuz. Gökyüzünün görülebildiği her yer, her zemin, her mekan, sizlerin şen şarkılarınızla coşuyor'' şeklinde konuştu.
Baharın geldiği, cemrelerden, çiçeklerin, börtü böceğin uyanmasından hissediliyorsa, aynı şekilde Romanlar'ın şarkıları, coşkusu ve neşesiyle de baharın hissedildiğini kaydeden Erdoğan, bu vesileyle, yaklaşan Hıdrellez'in kutlu olması dileğinde bulundu ve başta Kekava olmak üzere, Türkiye'nin her köşesinde yapılacak şenliklerin, barışa, dostluğa, huzura ve esenliğe vesile olmasını temenni etti.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Nice baharları kırgın yaşadığınızı biliyorum. Nice baharları solgun karşıladığınızı biliyorum. Şair İlhami Atmaca, ne güzel söylemiş; 'Kimse bilmez niçin buruktur dudağında/ Çingenenin ufka karşı gülümsemesi'. Yıllarca Sezen Aksu'nun şu güzel şarkısındaki gibi, acılara büründüğünüzü de biliyorum; 'Kokuyor buram buram/ Fulyalar vakit tamam/ Bir bana uğramadı bu bahar bayram/ Ağlama Hıdrellez/ Ağlama be bana/Acı ektim yerine/Aşk yeşerecek/Başka bahara'.''
Bu baharın başka bahar olduğunu belirten Erdoğan, ''Bu bahar, Allah'ın izniyle acıların bal eyleneceği, kırgınlıkların tamir edileceği, küskünlüklerin giderileceği, baharın bahar gibi yaşanacağı bir bahar. Biz, dudağınızdaki, yüreğinizdeki, gönlünüzdeki o buruk gülümsemenin farkındayız. Dertlerinizin, sorunlarınızın farkındayız'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Çingeneler Zamanı filminde geçen, ''Kendime yalan söylemeye başladığım andan itibaren, artık kimseye inanmaz oldum'' cümlesine atıfta bulunarak, şöyle devam etti:
''Fakat biz, birbirimize inanıyoruz. Biz, birbirimize güveniyoruz. Biz birbirimize gönül kapılarımızı açtık ve kendimize de karşımızdakine de samimiyet diliyle, gönül diliyle konuşuyoruz. Bizim ülkemiz, bizim topraklarımız, bizim medeniyetimiz, kaynağını ve ilhamını sevgiden alır. Hoşgörüden alır, bu topraklarda hoş görülmeyen yegane şey, hoşgörüsüzlüktür.''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bu topraklar tarihin her döneminde mazlumlara, mağdurlara, yolda kalmışlara, itilmişlere, dışlanmışlara, yerinden yurdundan toprağından sürülmüşlere kucak açmış topraklardır'' dedi.
Erdoğan, binlerce yıldır Anadolu topraklarında diller, inançlar, renkler ve farklı etnik grupların bir arada barış ve hoşgörü içinde yaşadıklarını söyledi.
Anadolu'nun her dalında ayrı bir çiçek açtığı büyük bir çınar olduğunu ifade eden Erdoğan, Türkçe'deki ''gönül'' kelimesinin başka dilde karşılığının bulunmadığını, bu topraklar üzerinde yaşayanların tamamının binlerce yıldır birbirlerine gönüllerini açtıklarını, birbirlerini gönül tahtlarında ağırladıklarını, birbirleriyle kardeş olduklarını, akraba, dost, yaren olduklarını anlattı.
Başbakan Erdoğan, ''Biz insanı yalnızca insan olduğu için seven, yalnızca insan olduğu için hürmet gösteren, 'Tanrı misafiridir' diyerek evinin kapısını ardına kadar açan bir kültürden geliyoruz'' diye konuştu.
Kültürümüzde, ''Komşu komşunun külüne muhtaçtır'', ''Komşusu açken tok yatan bizden değildir'' sözlerinin var olduğunu da anımsatan Erdoğan, ''Hangi çocuk, hangi bebek, hangi Şopar anne babasından kendisine miras kalmış etnik kökeninden dolayı, dilinden dolayı dışlanabilir? Bu insanlığa, vicdana sığmaz'' şeklinde konuştu.
Erdoğan, ''Meyve ne kadar koyu renkliyse o kadar olgundur'' Roman atasözüne kulak verdiklerini de kaydederek, kendisinden önce yapılan konuşmalarda, Yunanistan'da, Bulgaristan'da, Avrupa'da Romanlara yapılan zulümlerden örnekler verildiğini ve hala Avrupa Birliği'nin bu gerçeklerin farkında olmadığını vurguladı.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bizim bu topraklarımız tarihin hiç bir döneminde ırkçılığa sahne olmamıştır. Bizim topraklarımız, bizim vatanımız, tarihin hiç bir döneminde anti-semitizme prim vermemiştir. Bu topraklarda ırkçılık barınamaz, antisemitizm barınamaz. Hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük kendisine barınak bulamaz. Bu topraklar tarihin her döneminde mazlumlara, mağdurlara, yolda kalmışlara, itilmişlere, dışlanmışlara, yerinden yurdundan toprağından sürülmüşlere kucak açmış topraklardır. Bu millet tarih boyunca nerede mazlum varsa nerede mağdur varsa ona sahip çıkmış, ekmeğini, aşını onlarla paylaşmış bir millettir.''
Erdoğan, Kuzey Afrika'da soykırım suçları işlenirken, oraların mağdur ve mazlum insanlarının yegane dayanağının Türkiye'nin cömert insanları olduğunu ifade ederek, Romanların, Fatih Sultan Mehmet'in fermanıyla İstanbul'da güvence altına alındıklarını, ayrıca Sultan 2. Selim'in yayınladığı fermanla da Romanların vergiden muaf olduğunu ve hiç kimsenin onlara ilişmemesini emrettiğini anımsattı.
Osmanlı coğrafyasında Romanların zanaatlerinden istifade edildiğini ve askerlikte de üstün hizmet gösterdiklerini hatırlatan Erdoğan, 2. Dünya Savaşı sırasında bir milyon Romanın soykırıma tabi tutulduğunu, Avrupa'dan kaçan Romanlara Türkiye'nin sahip çıktığını dile getirdi.
-''SOYKIRIM UTANCI, AYRIMCILIK AYIBI...''-
Başbakan Erdoğan, ''Soykırım utancını, ayrımcılık ayıbını, dışlama kusurunu işleyenler esasen kendi suçlarını bize yansıtmak isteyenlerdir'' dedi.
Çanakkale Savaşı sırasında Mehmetçiğin bir yandan canını ortaya koyarken, bir yandan düşmanına kahve ikram edecek kadar engin bir gönüle sahip olduğunu da anlatan Erdoğan, ''Çanakkale'de bizim yaşam hakkımıza saygı göstermeyenlerin, biz ölülerine dahi saygı gösterecek kadar büyük ve şanlı destan yazdık. Bu millete, bu ülkeye atfedilen o kirli ithamların tamamını da tarihimizde, hoşgörümüzde, kardeşliğimizde, birlik ve bütünlüğümüzde hep beraber boşa çıkaracağız'' şeklinde konuştu.
Konuşmasında, ''Menzile giden yol, seni menzilden ayırmaz'' Roman atasözüne de atıfta bulunan Erdoğan, ''Yol menzilin bir parçasıdır. Biz artık menzile giden yoldayız. Türkiye'deki farklı etnik grupların farklı inanç gruplarının sorunlarını çözmek için yola çıktık. Bu yolun adına 'Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi' dedik. Bu sorunları tek tek ele alıyoruz. Ayrım yok, Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Roman'ıyla Gürcü'süyle Boşnak'ıyla, Arnavut'uyla aklınıza ne geliyorsa gelsin her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının problemi bizim problemimizdir'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Romanları çadırlarda ve derme çatma binaların içinde görmek istemediklerini dile getirerek, Romanların insanca yaşamasını istediğini kaydetti.






